Birçok yeni fotoğrafçı; enstantane hızı, diyafram ve ISO kavramlarının teoride mantıklı gelse de, pratikte nereden başlayacaklarını kestirmenin zor olduğunu fark eder. Temel kamera ayarlarını anlasanız bile, yüksek kaliteli fotoğraflar çekmek –özellikle iç mekanlarda– her zaman kolay bir iş değildir.
Başka bir deyişle, belki pozlama üçgeni hakkında temel bir anlayışa sahipsiniz... ama "şimdi ne olacak?" İç mekanlarda sıkça rastlanan düşük ışık veya kötü aydınlatma koşullarında aslında nasıl iyi bir fotoğraf çekersiniz?
Bugün ele alacağım konu tam olarak bu. Ancak, sadece bir ipucu listesi sunmak yerine, iç mekan fotoğrafçılığında sık karşılaşılan bazı sorunların üzerinden geçecek ve ardından bu sorunlara yönelik en iyi çözümleri sunacağım.
Sorun: İç Mekan Fotoğraflarım Bulanık Çıkıyor
İç mekanlarda, özellikle hareketli konuları (evcil hayvanlar veya çocuklar gibi) fotoğraflarken bulanık görüntülerle karşılaşmak oldukça yaygındır. Bunun sebebi mi? Elinizde üzerinde çalışabileceğiniz çok fazla ışık olmaması! İç mekan aydınlatması, genellikle dışarıdaki güneş ışığının yanından bile geçemeyecek kadar loştur.
Bu ışığı telafi etmek için daha uzun bir enstantane hızı (shutter speed) kullanabilseniz de, uzun enstantane hızları kaçınılmaz olarak daha fazla hareket bulanıklığına yol açar.
Çözüm: Mümkün olan en geniş diyaframı (daha düşük f/stop değeri) kullanın ve ardından ISO değerini artırın.
Hareket bulanıklığını gidermek için daha hızlı bir enstantane hızı kullanmanız gerekir. Buradaki risk, fotoğraflarınızın artık çok karanlık çıkacak olmasıdır; bu nedenle, bunu telafi etmek için diğer iki kamera ayarınızı — diyafram (aperture) ve ISO — ayarlamanız önemlidir. Yukarıdaki fotoğraf için benim yaptığım da buydu. İşe lensinizdeki en geniş diyafram açıklığını kullanarak başlayın, ardından net bir görüntü elde etmek için yeterince hızlı bir enstantane hızı kullanana kadar ISO'nuzu yükseltin.
Peki, "yeterince hızlı" bir enstantane hızı ne sayılır? Bu, konunuzun ne kadar hareket ettiğine bağlıdır. İster içeride ister dışarıda olsun, hareketli bir konuyu fotoğraflıyorsanız, genellikle en az 1/250 saniyelik bir enstantane hızına ihtiyacınız vardır. Konunuz hızlı hareket ediyorsa daha fazlasına, yavaş hareket ediyorsa daha azına ihtiyaç duyabilirsiniz.
Konunuz tamamen hareketsiz olsa bile, makineyi elinizde tutarak çekim yapmak "kamera sarsıntısına" neden olmak ve kullanabileceğiniz enstantane hızlarını sınırlamak için yeterlidir. Görüntü sabitleme (IS/VR) de yardımcı olabilir ve bir tripod kullanmak kamera sarsıntısı sorununu neredeyse tamamen ortadan kaldırabilir. Tabii ki bunların hiçbiri konu hareketine yardımcı olmaz. Sonuç olarak, iç mekanlarda çekim yaparken genellikle ISO'nuzu yükseltmeniz ve daha geniş bir diyafram kullanmanız gerekecektir.
Sorun: İç Mekan Fotoğraflarım Çok Grenli
Pozlama üçgeniyle ilgili asıl zor kısım nasıl çalıştığını anlamak değil, her ayarın farklı ödünler (trade-offs) gerektirmesidir. Zorlayıcı ışık koşullarında, bazen "iki kötüden iyisini seçmek" zorunda kaldığınız bir duruma düşebilirsiniz.
Hareket bulanıklığını önlemek için enstantane hızınızın yeterince hızlı olduğundan emin olmanız kritiktir; bu yüzden bu ayardan asla ödün vermeyin. Bunun yerine, daha geniş bir diyafram kullanmak genellikle daha iyi bir seçenektir — tabii eğer lensiniz en başta geniş bir maksimum diyafram açıklığına sahipse. Birçok "kit lens" (makineyle gelen standart lensler) düşük ışık kapasitesine pek sahip değildir ve karanlık iç mekan çekimleri için ideal değildir. Bunun yerine, çoğu kamera üreticisi (Canon, Nikon, Sony), iç mekan ve düşük ışık fotoğrafçılığı için mükemmel olan, f/1.8 gibi geniş bir diyafram açıklığına sahip, uygun fiyatlı 50mm sabit odaklı (prime) lensler sunar.
Çoğu fotoğrafçının elinde kalan tek seçenek ise ISO'yu artırmaktır. Kameranıza bağlı olarak, görüntü çok kötü görünmeden ISO'yu daha yüksek seviyelere çıkarabilirsiniz. Giriş seviyesi aynasız ve DSLR kameralar, özellikle eski modellerde, ISO 1600 civarında oldukça fazla kumlanma (noise) göstermeye başlar. Daha büyük "full-frame" (tam kare) veya orta format sensörlere sahip profesyonel kameralar, sorun yaşamadan daha yüksek değerlere çıkabilir.
Fotoğrafçıların sıkça yaptığı bir hata, ISO'yu çok fazla yükseltme korkusuyla görüntülerini eksik pozlamak (yani çok karanlık çekmek) olur. Ancak görüntünüzü karanlık çekip sonra yazılımla pozlamayı düzeltmek, neredeyse her zaman, doğru pozlama için ISO'yu artırmaktan daha fazla kumlanmaya yol açacaktır.
Düzenleme aşamasındaki (post-processing) kumlanma giderme (noise reduction) işlemleri de çok yardımcı olabilir. Adobe Lightroom'un yerleşik kumlanma giderme özelliği artık oldukça başarılı; en zorlu vakalar içinse ben Topaz DeNoise yazılımını beğeniyorum.
Sorun: İç Mekan Fotoğraflarım Çok Karanlık
İç mekan fotoğrafçılığının en büyük zorluğu yeterli ışığı elde etmektir. Bazı iç mekanlar bol miktarda doğal ışık alma şansına sahip olsa da, çoğu zaman iç mekanlarda fotoğraf çekmek, iyi bir pozlama oluşturmaya yetecek kadar ışık bulmak için verilen sürekli bir mücadeledir.
Çözüm: Işığı nasıl bulacağınızı öğrenin ve ona daha yakın olun.
Fotoğrafçılık tamamen ışıkla ilgilidir. Fotoğraf çektiğiniz alanlardaki "iyi ışık ceplerini" görmeyi öğrenmenin önemini ne kadar vurgulasam azdır.
Işığı daha parlak veya daha kaliteli hale getirmek için çevrenizde değişiklikler de yapabilirsiniz. Jaluzileri açın, perdeleri geri çekin ve çekim yaptığınız iç mekanlarda günün hangi saatlerinde ışığın en bol olduğunu öğrenin. Evinizdeki —veya fotoğraf çektiğiniz herhangi bir alandaki— pencerelerin hangi yöne baktığını bilmek, günün çeşitli saatlerinde en iyi ışığı nerede bulabileceğiniz konusunda size ipucu verebilir.
Işığın nerede olduğunu öğrendikten sonra, konunuzu o ışık kaynağına daha yakın bir yere konumlandırmaya çalışın. Işığın ters kare kanunu (inverse square law) bize şunu söyler: Bir ışık kaynağına olan mesafeyi yarıya indirdiğinizde, ışığın yoğunluğu dört katına çıkar. Örneğin; eğer konunuz pencereden 4 metre uzaktaysa, 2 metre daha yakına geldiğinizde çalışmak için dört kat daha fazla ışığa sahip olursunuz. Bu, iç mekan çekimlerinde devasa bir fark yaratabilir.
Sorun: Konumu Pencere Kenarında Çekerken Karanlık Çıkıyor
Elinizde bolca doğal ışık alan kocaman, harika bir pencere var. Konunuzu tam pencerenin önüne yerleştiriyor ve hayalinizdeki o mükemmel kareyi çekiyorsunuz... ama o da ne? Konunuz kapkaranlık çıkarken, etrafındaki pencere aşırı parlak görünüyor! Az önce ne oldu?
Çözüm: Kendi sırtınız ışık kaynağına (pencereye) gelecek şekilde konumlanın.
Işık kaynağınız ne olursa olsun, eğer konunuzu o kaynağın tam önüne yerleştirirseniz, aslında konunuzu aydınlatmış olmazsınız. Sadece onların arkasını —yani kameranın görmediği kısmı— aydınlatmış olursunuz.
Bunun yerine, ışığın en başta konunuzun üzerine, genellikle de yüzüne düzgün bir şekilde düştüğünden emin olmalısınız. Bunu yapmanın kolay bir yolu; kendi sırtınız pencereye (veya başka bir ışık kaynağına) gelecek şekilde durmak ve konunuzu ışığa bakacak şekilde, tercihen hafif bir açıyla konumlandırmaktır. Işık sizin arkanızdaysa, bu ışığın konunuzun üzerine düştüğü anlamına gelir ve sonuçta çok daha iyi bir fotoğraf elde edersiniz.
Işığın konunuza çarpmasını sağladıktan sonra, farklı aydınlatma efektleri yaratmak için kendinizi ve konunuzu hareket ettirerek ışığın açısı ve yönüyle denemeler yapabilirsiniz. İşe, konunuzun doğrudan ışık kaynağına bakmasıyla başlayın, ardından çeşitli açıları denemek için onları yavaşça döndürün.
Eğer konunuzun bir tarafı diğerinden daha fazla aydınlanıyorsa, ışığı konunuzun aydınlanmayan tarafına geri yansıtmak için bir reflektör kullanmak isteyebilirsiniz. Bunun profesyonel bir fotoğrafçılık reflektörü olmasına gerek yoktur; karton bir pano veya beyaz bir duvar gibi parlak/beyaz olan her nesne iş görür. Reflektörler, konuyu sırtı pencereye dönük şekilde konumlandırmanız "gerektiği" durumlarda da çok kullanışlıdır; böylece yüzlerine hala bir miktar ışık ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
Elbette bazı istisnalar vardır. En büyük istisna, kasıtlı olarak silüet veya başka bir arkadan aydınlatma (backlighting) efekti yaratmaya çalışmanızdır.
Sorun: İç mekan fotoğraflarım çok sarı (veya başka renk sorunları var)
Şu ana kadar konuştuklarımızın çoğu, iç mekanlardaki karanlık koşullarla başa çıkmaya yönelikti. Ancak bir diğer önemli faktör de ışığın rengidir. Birçok iç mekan ışığı, çok sarı veya başka bir tonda, oldukça güçlü bir "renk kaymasına" (color cast) sahiptir. Bazen de birden fazla ışık kaynağıyla (lambalar, pencere ışığı, tavan ışıkları vb.) uğraşıyorsanız, görüntüde farklı renk tonları bir arada bulunabilir. Bu kaynakların renk sıcaklıkları genellikle birbirinden çok farklıdır. Sonuçta görüntünün bir kısmı çok sarı görünürken, başka bir kısmı çok mavi görünebilir.
Çözüm: Tek bir ışık türü seçin (tercihen doğal ışık) ve ona sadık kalın.
Düşük ışıklı ortamlarda çalışırken kulağa ters gelse de, lambaları ve tavan ışıklarını kapatmak aslında en iyi renkleri elde etmenin en doğru yoludur. Tek bir ışık kaynağına bağlı kalırsanız, çekim boyunca farklı renk kaymaları konusunda endişelenmenize gerek kalmaz. Ya tüm ışıkları kapatıp sadece doğal ışığı kullanın ya da perdeleri kapatıp sadece tek bir yapay ışık kaynağına yönelin.
Çok sarı veya başka bir renkteki renk kaymalarıyla başa çıkmak tek başına zor değildir. Sadece JPEG yerine RAW formatında çekim yaptığınızdan emin olun; böylece düzenleme aşamasında "beyaz dengesini" (white balance) doğru görünecek şekilde ayarlamak için geniş bir alanınız olur. Bu, tek tıkla yapılabilecek bir düzenleme bile olabilir.
Renk kaymalarındaki asıl tuzak, aynı görüntü içinde farklılık göstermeleridir. Bir ışık kaynağını düzeltmek için beyaz dengesini ayarladığınızda, diğeri gitgide daha kötü görünecektir. Bunu çekimden sonra düzeltmek çok zor ve zaman alıcı olabilir. Eğer işin içine bir de flaş eklerseniz sorun daha da büyüyebilir; çünkü flaşlar genellikle gün ışığı rengine göre dengelenmiştir.
Günün sonunda anahtar nokta, karışık renk sıcaklıklarıyla aydınlatma yapmaktan kaçınmaktır; çünkü düzenlemesi en zor olan budur. Temel çözüm, renk sıcaklığı uymayan ışıkları kapatmaktır. Daha karmaşık çözüm ise, ışık kaynaklarınızı en baştan dengelemek için uygun ampuller veya flaş jelleri satın almaktır — hatta belki de onları pencereden gelen gün ışığıyla eşitlemektir.
Sorun: Flaş Kullandığımda İç Mekan Fotoğraflarım Kötü Görünüyor
Varsayılan olarak, dahili flaş temelinde mümkün olan en kötü konumdan gelen, çok parlak ve çok sert bir ışıktır. Bunun üzerine, hava karardıktan sonra kullandığınızda, renk sıcaklığı muhtemelen odadaki ortam ışığının rengiyle eşleşmeyecektir.
Çözüm: Flaşı kapatın veya sahneyle uyumlu çalışması için onu kontrol edin/değiştirin.
Flaşla özel ve kasıtlı bir görüntü oluşturmaya çalışmıyorsanız, en iyi seçeneğiniz mümkün olduğunca flaşı kapatmaktır. ISO'yu yükseltmek zorunda kalsanız bile, bu durum, işlem görmemiş bir dahili flaşın yarattığı o sert "fara yakalanmış tavşan" görüntüsünden daha iyidir.
Ancak görüntünüz için flaşın gerekli olduğuna karar verirseniz, bunu bilinçli bir şekilde yapın. Flaşı doğrudan konunuza tutmak yerine, daha yumuşak bir görünüm elde etmek için ışığı tavan veya duvar gibi geniş bir yüzeyden yansıtıp yansıtamayacağınıza (bounce) bakın. (Eğer yönü değiştirilemeyen bir "pop-up" flaş kullanıyorsanız, bunun yerine bir flaş difüzörü deneyin.)
Daha da iyisi, flaşı kameradan ayırın. Bir ışık ayağına yerleştirip odanın köşesinden yansıtın veya doğrudan konunuza tutacaksanız bir "softbox" içine koyun. Eğer kamera dışı flaş bütçenizi aşıyorsa, flaşı elinizde tutmanıza olanak tanıyan basit bir kablo bile ışığın biraz daha açılı gelmesini sağlayarak görünümü iyileştirebilir.
Flaşı ortam ışığıyla karıştırıyorsanız, flaşınızın ortam ışığının rengiyle eşleştiğinden emin olmanız gerektiğini unutmayın. Bunu yapmanın en kolay yolu, ışık kaynağınızın rengiyle eşleşen bir flaş jeli eklemektir. Eğer daha küçük konuları fotoğraflıyorsanız, flaş yerine doğrudan renk sıcaklığını değiştirmenize olanak tanıyan mini LED ışıkları kullanmayı da düşünebilirsiniz.
Sonuç
İç mekanlarda fotoğraf çekmek, fotoğrafçılar için pek çok zorluğu beraberinde getirir. Bunların en büyüğü genellikle ışık eksikliğidir; bu nedenle kamera ayarlarınız konusunda çok dikkatli olmanız gerekir. Diğer yaygın sorunlar arasında tuhaf renk kaymaları ve dahili flaştan kaynaklanan sert aydınlatma yer alır. Bunların tümü düzeltebileceğiniz ve başa çıkabileceğiniz durumlardır; ancak fotoğraf çekerken dikkatli olmanız önemlidir çünkü her şey "post-processing" (düzenleme) aşamasında çözülemez.
Bu makaledeki ipuçları sizi doğru yola sokmalı ve karşılaştığınız yaygın sorunların bazılarına çözüm sunmalıdır. Bunları pratikte uygulamayı deneyin; çok geçmeden çok daha iyi iç mekan fotoğrafları çektiğinizi göreceksiniz!








Yorum Gönder
Makalemizle ilgili düşüncelerinizi yorum olarak paylaşabilirsiniz. Yorum yapmak için kayıt olmanız gerekmemektedir.